Bitmeyen Hikâye I – Başlangıç

2006

RİMUNU`NUN ODASI

…Gözlerini açtı…

(Mavi ve yeşil renklerine bürünmüş kanatları ile çırpındı Rimunu.)

Rimunu: Öf ya !.. Yalnızım!..

(Bibloya.)

Rimunu: Biliyor musun? Bugün güneşle bir oyun oynadım.

Biblo: Yaaa?!

Rimunu: Evet! Bir çeşit saklambaç… Önce o durdu ve saydı, ben saklandım inlere, sonra ben saydım o kaçtı derinlere… Ve biliyorsun, o saatten beri de görünmüyor.

Biblo: O halde ne yapmalı?

Rimunu: Bilmem? Yine de kendim olma duygusunu yitirmediğime seviniyorum.

Biblo: Neden? Neden?

Rimunu: Meraklı biblom benim! Hala uçabiliyorum tabi ki! Sayısız derenin üstünde, tarlaların, otların, çiçeklerin dibinde uçuyorum, siz soğuğun işlediği bardağın buğusuna bakarken… Ayrıca biliyor musun?

Biblo: Neyi? Neyi?

Rimunu: Buğularda kendini göremezsin!.. Değil mi?

Biblo: Bilmem?

Rimunu: Uf! Çok sıkıcısın! Sakin…

(O sırada Rimunu’nun kız arkadaşı Fini odaya girerek lafını kesti.)

Okumaya devam et “Bitmeyen Hikâye I – Başlangıç”

Avcı

Dalgaların içinde yüzü güneşe dönük halde uzaklaşmaya devam ediyor. Kızıla kaçan bu sarı ışığın altında dalgalar mat bir aynaya dönüşüyor. Gökyüzünün koyu mavisini taklit ediyor deniz. Ve işte tam altında kendimi görebiliyorum.

Okumaya devam et “Avcı”

Neden

“Tufanın parmak ucunda gezindiği bir bahçede büyüyen,                                                                            Binlerce gülün göğe bakan yüzüne düştün.
Göğe bakan yüzlerine düştün güllerin,
Esrik bir ölümle gelen, bu sonsuz aşk ışığı için…” 

’08

Okumaya devam et “Neden”

Teklif

– Zamana ihtiyacım yok. Burada olmak zorundayım. Sen aradığına yaklaşmış olmalısın ama o ben değilim.


– O hazır değil…


– Sarmaşıkların arasından sana bakıyor. Onu görebiliyor musun?


– Onu göremediğimi tekrar söylüyorum Rye. Kendi varlığının olup olmadığına bile emin değilim.


– Kiminle konuşuyorsun Rye?

Okumaya devam et “Teklif”

Ölüm Aryası

“Zihin genişlediğinde ne olur?”
“Ben söyleyeyim?”
“Öldüğünde…”
“Büyürsün. Kaygıların bölünürken ruhun zihnini birleştirir. Kabuslar yok olurken kaybolan kalbin yerini sonsuz batan…”
“Güneş alır.”
“Evet.”
“Güneş!”
“Neden bunu yaptı?”
“Çünkü ölülerin tanrısı yoktur!”
“Sonsuza hapsetmek çözüm müydü?”
“Korumak için…”
“Kaosun karanlığı hiçlikten…”
“Ama genişleyen her şey küçülüp başlangıcına ulaşmaya mahkûm.”
“Onu tanıyor musun?”
“Hayır.”
“Ama sen tanımıyorsan kimse tanımaz…”
“Tek bildiğimiz o bir yabancı. Ezelden gelme değilim. O? Kimse bilmiyor… Sır! Güneş bu kaosta savaşı başlatan ilk oldu… Yolundan gidilir mi bilinmez ama bu ağıt ezelden gelme!”
“O nerede?”
“Bilmiyorum ama, o çok yorgun…”
“Sen Gece’sin, yani karanlık. Onu bir tek sen bulabilirsin.”
“Ölülerin tanrısı yoktur!”
“Hiçbir kutsal varlık buna cesaret dahi edemedi. Deneyen bütün tanrılar onlara katıldı.”
“Bu hüzün bitecek mi?”
“Ufkun ötesinde ne var?”
“Bildiğim tek şey Güneş’in başlattığı bu kadim savaş. Bu düşmanı meçhul ulu kaos daha çok ölüm doğuracak.”

“Ama ya yeni hayatlar?”
“Bilmiyor musunuz? Zaman… Benim en kadim dostum. Ölüyor… O bile… O gittiğinde anlamlar da kaybolacak. Yalnızca o kör edici ışığa bakacaklar. Zihinlerin silinip yok olduğu o sonsuz -zamansız- ufka…”
“Korkuyorum…”


“Ben de… Yaşamın karanlığını kaybetmekten…”

Okumaya devam et “Ölüm Aryası”

Takip

Bunca zamandır aynı manzaraya baktığımı şimdi fark ettim. Çimenler vadiden gelen esintiyle birlikte dalgalanıyor. Gelincik çiçeklerinin arasında yol edinmiş üç serçe kuşu birbirlerini kovalıyor. Yaban arıları seçtikleri çiçekleri birer birer yokluyor. Gün ışığı ufuk çizgisinden nehir boyunca dalgalar halinde yayılıyor. İnce bir sızı olarak başlayan sırtımdaki çantanın ağırlığı omuzlarımdan belime doğru derin bir ağrı olarak iniyor.

Okumaya devam et “Takip”

Yürüyorum

Islık sesi bir yükseliyor, bir alçalıyor. Yürüyorum… Sonunda kaosun gürültüsünden uzakta, sırtımda cesaretimle birlikte oraya varıyorum. Uzakta olamaz artık kovaladığım kâbusum. Katilimin yüzü ceketimdeki aynada belirecek, kin duyacak gerçeklere. Bu yüzden, işte bu yüzden ilk kez gerçekten mecburum. Yürüyorum…

14.01.18

Zamansız

Her şey bu gece gerçekleşecek… Bekle…

Olağandışı bir hareketlilik vardı çivit mavisi gökyüzünde. Bu telaşı evrenin, bana zamanı anlatıyor küçük dostum.  Kum saati misali, tıpkı senin gibi o da ne kadar telaşlı olmalı şimdi. Samanyolunun ışıltıları, keşke onları görebilseydin, ilk kez buraya senin için toplandılar oysa. Bir kez olsun burada olmanı dilerdim. O, malum bitmek tükenmek bilmeyen cesaretinle koşuyor olurdun kalıbımı basarım.

Okumaya devam et “Zamansız”

Lu-enda Ikardun

Kaynağın sesini takip edeceksin. Düşman olacak sana gölgeler. Ve her biri bir başa dönüştüğünde bu silüette senin kaderin sınanacak. En karanlık sırların dökülecek lisanından, özlem dolu anıların kükreyen gövdesinin altında ezilecek. Düşlerinden fırlayacak pençeleri, gerçeğin perdesinden saplayacak sana onları. Sende aradığını bulana kadar durmayacak karanlık. Yanında yalnızca o kaldığında anlayacaksın. Ormanın seni onore etmesi için önce onu hak edeceksin. Sonunda ellerinin arasında tuttuğun artık onun kaderi olacak…

© U. U.

error: